29 Haziran 2009

Güle Güle Çocukluğum.




Son zamanlarda eşimle Michael Jackson hayranlığımız gene hortlamıştı. Son 2 senedir sürekli İnternet'ten kliplerini seyredip, arşivimizdeki orijinal kasetleri dinliyorduk. Birkaç gün evvel Moonwalker, Cine 5'de yayınlanınca çocuk gibi sevinmiştik.

Mevzu çocuklukta işte...

Çocukluğu ve gençliği 80'lerde geçen herkesin kalbinde Michael'ın yeri ayrıdır. Çünkü Michael temizdir, saftır...

26 Haziran günü ölen sadece Michael değil. Milyonlarca kişinin çocukluğu ve gençliği. Bedeninin toprağa girecek olmasından daha çok sevenlerinin çocukluklarının ve gençliğinin ölmesi daha acı verici.

Şimdi çocukluklarımıza ve gençliklerimize son bir dua ederek eski defterleri kapatıyoruz...

Büyümeye başladığımı hissediyorum...

Güle güle Michael...

Işıklar içinde uyu...

Seni sonsuza dek seveceğim...

24 Mart 2009

İlhan İrem'e Saygı Konseri

15 Şubat Sevecen buluşmasının ardından, yüreklerimizde kalan tadla, yeniden bir araya geliyoruz!...

12 Nisan 2009 Pazar günü, Saat 14:00 - 18:00 arasında, İlhan İrem’in doğum gününü kutlamak ve şarkılarını yeniden birlikte dinlemek için… Ama bu defa canlı olarak!!!

Belirtilen günde; Bulutumsu ve Katastrof işbirliğiyle "İlhan İrem’e Saygı Konseri" tertip edilecektir. Bir önceki buluşma mekanı olan Beşiktaş- Çadır'da, İlhan İrem’e Saygı grubu Katastrof’un sahne alacağı bu özel günde buluşmak dileğiyle…

Katastrof;

İrem Bağı sevecenleri içinden amatör müzisyenler tarafından İlhan İrem’e saygı amacıyla kurulmuş bir guruptur.

Türkiye’de yaşayan bir sanatçı şerefine kurulmuş ilk gurup olan Katastrof, adını İlhan İrem’in ilk şiir kitabından alıyor.

İlhan AKBOĞA – Vokaller
Ozan AKTAŞ – Gitar
Ozan ARGUN – Klavye
Gökhan Faruk ÜNAL – Çello
Belgin AYHAN - Yan Flüt
Mustafa AYPOLAT - Bas Gitar
Fırat ORMANBABA – Davul
http://katastrof.melektozlari.com/

Bulutumsu;

2007 yılı itibari kurulan, kesintisiz olarak her pazartesi günü bir araya gelen ve İlhan İrem dinleyenlerinden oluşan 6 kişilik bir gruptur.

Bir araya gelme amacı İlhan İrem müziğine, felsefesine dair fikir paylaşımlarında bulunmak, Işıkdost’un tüm güzelliklerini yaşamak ve yaşatmak olan olan grup, bu vesileyle değişik etkinlikler düzenleyerek gönülden bir sorumluluk taşımaktadır.

Murat AKIŞIK
Kemal KAYA
Mehmet KOZ
Alim AKBALIK
İzzet ÇELİK
Sefa KÖYLÜ

www.bulutumsu.com

CHADIR: Köyiçi Cad. NO:10 Beşiktaş - İstanbul (Ziraat Bankası Yanı)

16 Temmuz 2008

"AŞKA DAVET"


Yine birlikte olacağız...

Birlikte dediysek; "Bir'likte..."

İlhan İrem 2008'in ilk konserini 16 Ağustos Cumartesi günü veriyor. Biletleri internet üzerinden almak için Biletiks'in BU SAYFASINDAN temin edebilirsiniz. Fakat biletler hızla tükenmekte ve alımı için acele edilmesi gerekiyor.

"Olan olmadı.... Biten bitmedi...."

01 Temmuz 2008

Hepimiz Cumhuriyetiz, Hepimiz Cumhuriyetçiyiz!


Babam ustamızdan almış cehdini,
Gördün mü kaygusuz zulmün vaktini...

30 Haziran 2008

Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu...

90’ların sonuydu. Soğuk bir kış günüydü. Babamın en sevdiğim paltosuna nihayet el koymuş, soğukta Bahçelievler’in güzel sokaklarında dolaşıyordum. Boynumda yine babamın ekoseli kaşkolü vardı.

O zamanlar her hafta takip ettiğim onlarca dergi vardı. Haber dergileri, otomobil dergileri, müzik dergileri, bilgisayar dergileri vs…

O zamanlar Şebek Heavy Metal Fanzin adında efsane dergi çıkmaktaydı. İnternetin henüz rezalet olduğu dönemlerde metal ile ilgili gelişmeleri bu dergiden takip ediyorduk.

Soğuktu ve yağmur çiseliyordu…

Bahçelievler’in İncirli Caddesine çıkan güzel sokaklarından birindeydim. O haftanın bütün dergilerini almıştım. Bir tek Şebek kalmıştı almadığım. Dergilikten aldım ve pardüsenin iç cebine koydum. Hızla eve gittim. 5 katlı bir apartmanın bahçeye bakan zemin katındaki evimiz sıcacıktı. Pardüseyi çıkardım, astım. Cebinden dergiyi aldım. Annemlerin odasına girdim. Dergiyi yatağın üstüne koydum. Islanmış kıyafetlerimi değiştirmek için gardıroptan bir şeyler aldım. Tekrar yatağın çevresinden döndüm. Dergiye uzandım. Ve o unutamayacağım fotoğrafı gördüm.

Dave Murray, Ganick Gears, Steve Haris, Bruce Dickinson, Adrian Smith ve Nico McBrain ellerinde bira şişeleri ile gülümseyerek yan yana poz vermişlerdi.

Bruce dönmüştü!!!

Burun deliklerimin göz pınarlarıma yakın olan boşluklarındaki ağlama sızısını hala hatırlıyorum. Biraz ağlamamak için kendimi tuttum ama nafile… Sevinçten bir yandan gözümden yaşlar geliyor, bir yandan da bağırarak zıplıyordum. Hemen teybe bir Heaven Can Wait koydum. Sonuna kadar açtım. Odamda yatağımın üstünden zıplayarak gardırobuma tekme atıyor, oradan da masamın üstüne çıkıp yere atlıyor ve “Heaven Can Wait!!!!” diye avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

Şarkı bittikten sonra Mustafa’yı aradım.

“-Bruce ve Adrian geri döndü olm!!!” diye bağırdım telefonda.

“-Hass.ktir!!!” diyebildi sadece.

Stüdyoya girdik. Heaven Can Wait çalmayı denedik. Beceremedik...

25 Haziran 2008

Dünya Evi Penceresi

Sonunda...

Bir anda çıkagelen, bir güzel yolculukta,
Ve ruhuma işleyen, yüreğiyle...

Şimdi biz her şeyi birleştirdik...

Dört mevsimi, iyiyi, güzeli, üzüntüyü, sevinci,
Hastalığı, Sağlığı, Zenginliği, Yoksulluğu...

Her şeyi...

Ve bu elleri tutup birleştiren üstadım İlhan İrem'e,
Sonsuz teşekkürlerimle...

Işık ve Sevgiyle...

old-computers.com



1982 ve öncesi doğanlar 8 bit'lik ev bilgisayarlarını iyi bilirler.

Commodore 64-128, Amiga serileri, Atari 800XL, Atari 1200ST, Macintosh Classic, Spectrm, Altair gibi bilgisayarlar kaset ve "tabak diskleri" ile bir döneme damgasını vurmuştu.

Bu bilgisayarları kullananlar, adım kadar eminim ki; Mac dışındaki hiç bir bilgisayardan (Linux'da buna dahil...) keyif ve verim alamamışlardır.

Bu ve benzeri bilgisayarları üreten firmaların ar-ge ekipleri, o zamanlar teknoloji eksikliğinden midir yoksa işlerini çok sevdiklerinden midir bilmem, yaptıkları her bilgisayarı büyük bir keyifle yarattıkları belliydi.

Artık 8 Bit'lik 16-256 renkli bilgisayarlar mazide bir rakı kadehi...

Geçmişteki güzel günleri yad etmek için senelerdir gezindiğim bir site var;

Old-Computers.Com

Thierry Schembri ve Olivier Boisseau 1973 yılında tanışmış iki kafadar. 1998'e kadar Amerika'da kilometrelerce yol kat edip geniş bir bilgisayar koleksiyonu yapmışlar. 2001'de de bahsettiğim siteyi kurmuşlar.

Bilgisayarın tarihçesinden günümüze kadar çıkan bilgisayarların detayları fotoğrafları, broşürleri, teknik bilgileri ve piyasaya çıkış fiyatları gibi onlarca ayrıntıyı sitelerinde paylaşıyorlar. Sitede yüzlerce bilgisayar listelenmiş durumda. Oluşturdukları komünite ile kullanıcılar da siteye katkıda bulunabiliyor.

Eğer siz de maziye bir bakıvermek isterseniz bu siteyi mutlaka ziyaret edin.

www.old-computers.com

24 Haziran 2008

İlhan İrem'in El Yazısıyla "ŞALAMAR"

Mavi Liman Kitabevi ilginç bir projeye imza atıyor.

“Yazıelim” başlığı altında, El Yazısı Şiir Kitabı ve Şiir Sergisi.

Antoloji, Türkiye Ozanlarının kendi el yazıları ile kaleme aldıkları şiirlerden oluşuyor. İlhan İrem’in, “Şalamar” isimli yapıtı ile yer aldığı kitapta,

Arif Damar, Ataol Behramoğlu, Attila İlhan, Cengiz bektaş, Cevat Çapan, Erol Özyiğit,Hilmi Yavuz, İlhan Berk, İsmail Biçer, Mehmet Yaşın, Refik Durbaş, Rıfat Ilgaz…

gibi şairlerin dizeleri bulunuyor.

Şiir Sergisi, www.siirkitaplari.com/s_sergisi.html adresinden izlenebilir.

Kaynak: İREM BAĞI

10 Haziran 2008

Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi Sever

Dün gece Teke Tek programında yaşadığım şoklar, giderek yaşlanan kalbime ağır gelmiş olacak ki, sabaha kadar uyuyamadım.

Maksadım üniversitede türban meselesini, üniversitede okuyan kızlarla konuşmak, tartışmaktı.

Konuklarımdan ikisi türbanlı, ikisi ise başı açık kızlardı. Başı açıkların biri kendini liberal, diğeri ise Kemalist olarak tanımlıyordu.

Her dört kız da kendi görüşleriyle paralel derneklerde çalışıyorlardı.

Ve emin olun ki, şimdiye kadar yaptığım hiç bir Teke Tek programı beni bu kadar şok etmemişti.

1999'dan bu yana türban eylemcisi olan Nuray, inanç özgürlüğü kapsamında türbanla eğitim hakkını savunurken, bunun eğitimle sınırlı olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her türlü hakkı kapsaması gerektiğini söyledi.

Bu alıştığımız bir durumdu.

Türbanlı aktivistlerin tamamı bu söyleme sıkı sıkıya sarılıyordu.

Yani AKP'nin Anayasa'da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten onları kesmeyecekti. Bu biliniyordu.

Ancak Nuray konuyu bambaşka taleplere taşıdı.

Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin ortaya çıkmayacağını ve yarın öbürgün Müslümanların kadı mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?" diye sordum.

Çok samimi yanıt verdi.

"Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de. Niye insan kendi inandığı hukukla yönetilmesin"

Şok olmuştum.

"Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey nasıl olacak?" diye sordum.

"Niye olmasın" dedi.

Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser'e bir soru yönelttim.

"İran'daki baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını söylüyorsun ama facebook'daki sayfanda Humenyi resimleri varmış" dedim.

"Evet var. Humeyni'yi çok severim" dedi.

"İran'daki rejmi kuran o değil mi?" dedim.

"Onun kurduğu rejimi bozdular" dedi.

"Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" diye sordum.

"Asker olarak çok başarılıymış" dedi.

Askerlik vurgusu dikkatimi çekti.

Tam bir Milli Görüş çizgisiydi.

Sonra dönüp aynı soruyu diğer türbanlı konuğum Nuray'a yönelttim.
Humeyni'yi o da çok seviyordu.

"Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye ona da sordum.

Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi.

Sonra "Acaba düşündüğümü söylersem suç olur mu?" dedi ve yine büyük bir samimiyetle "Hayır Atatürk'ü hiç sevmem" dedi.

"Niye?" dedim.

"85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan" dedi.

"İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız, Yunan işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk.

O olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında olabilirdik. Sömürge olurduk" dedim.

Ama Nuray kararlıydı.

"Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar başlattı. Maraş'ta bir kadının türbanına el uzatılmasıyla kurtuluş savaşı başladı. Atatürk'le ilgisi yok" dedi.

"Atatürk bu savaşı organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka bir yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" dedim.

Ona da yanıtı vardı.

"Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında inançlarımız daha iyi yaşayabilirdik. Daha özgür olabilirdik" dedi.

Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu durum bu.

İstenen bu. Bugün söylenmese de talep edilecek olan bu.

Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni bu.

Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu.

Bunun kılıfı özgürlük.
Bunun kılıfı demokrasi.
Bunun kılıfı liberalizm.
Yerse.
Yemezse zorla.

Öyle diyorlar.

NOT:Programda liberal görülerini ütopik bir dünyada dile gterin konuğum, program sonunda türbanlı kızlarımızın telefonlarından yaa tebrikleri kabul ederken çok mutlu görünüyordu.

NOT2: Bu programdan sonra Türkiye'yi bekleyen gelecekten gerçekten çok korkmaya başladım. Başbakan'a kur yapan Hülya Avşar'ın bu programı izlemiş olmasını çok isterdim.

***Fatih Altaylı'nın Haber Türk sitesindeki köşe yazısıdır.
http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=8240

19 Mayıs 2008

GOOGLE Rekoru İlhan İrem'in.

Internet arama motoru Google’da İlhan İrem adına kayıtlı 20.800.000 başlık olduğu belirlendi. Yıllardır televizyon programlarına çıkmayan, röportaj vermeyen, buna karşın çok büyük bir dinleyici kitlesine sahip olan İlhan İrem’in adı yazıldığında ziyaretçilerin karşısına 20.800.000 site çıkıyor. Tarkan, 18.300.000 sonuç ile ikinci sırada. Hülya Avşar 6.550.000 sonuçla üçüncü durumda.

Google’da diğer bazı popüler isimlerle ilgili arama sonuçları şu şekilde: Tayyip Erdoğan 7.460.000, Sezen Aksu 4.870.000, İbrahim Tatlıses 4.540.000, Mustafa Sandal 2.800.000, Gülben Ergen 2.750.000

Kaynak Bağlantı: http://tambatumba.blogspot.com/search/label/ilhan%20irem

Kaynak: İrem Bağı

29 Nisan 2008

Noktrun



"En karanlık saati gecenin,
Gün doğmadan az önce olan zaman........."

Ayvalık sokaklarının gece şarkısı... Güzel kokulu, serin Ayvalık sokaklarında ruh eşimle gezerken kulağımda, kulağımda olmadığı zaman da dilimde olan bu kısacık şarkının ismini verdim bu bloga, buradan yansıtabilmek için o güzelliği... Ve şimdi İlhan İrem Noktürn şarkısına özel görüntüleri yayınlıyor.

Noktrun; Bir Meleğe Aşık Oldum albümünde 2003 yılında yayınlandı.

Kaynak: İrem Bağı

26 Aralık 2007

Mustafa Fehmi KUBİLAY

DUA
Yarimi azad edin ana,
Belki de bu son sözüm sana,
Bağrındaki karayı n'olur sil ana,
Sıla sıla uzaklarda.

Ne olur ağlama yurdum,

Ne olur ağlama zor bana.

Bozkırda sert rüzgarda,

Koşarım dostlarım ardımda.

Ah edip son duamda,

Sislerin iner dumanlı dağlara,

Hakkını helal et ey ana!

Karamsar herşey,

Bir özlem bende seneler.

Ruh göçer mi hiç gelse zaman?

Vuruldu ceylan, kül oldu,

Sustu sesi o an.

Hey! Heyhat ana!

O paslı hatıra bozkırda şehit,

O paslı hatıra ok yarası,

O paslı hatıra yerinden uzakta bir nefer ana.

O paslı yarayı unutma,

Acıyı içinden sök ana

Hayat sürer ana,

Yas yeter ana!

Yas yeter ana!

(İlhan İrem)

02 Aralık 2007

Endoskopi Oldum

Geçmeyen mide yanmaları, ağrılar, yemek yiyememek... Ve sonunda olacağı belliydi. Endoskopi oldum.


İnsanın içine ağzından 150cm boyında bir hortum girmesi düşüncesi gerçekten korkunç geliyor. Babamın mide kanserinden ölmüş olması benim açımdan bu durumu ikiyle çarpıyor.

Rahmetli babam Çapa Tıp Fakültesinde endoskopiye girmişti. Baş Asistan babamın çok yakın arkadaşı olduğu için büyük itimam görmüştü. Fakat devlet hastanelerinde olan pislikleri çok iyi bildiğim için özel bir merkezde endoskopiye girmeyi karar verdim.

Çapa'nın karşısındaki Mediskopi adlı merkezden randevumu aldım. Olası kötü bir durumla karşılaşırsam yanımda bulunması için sevgilimi de yanımda getirdim.

Endoskopiden bir gün önce öğle yemeğini istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Fakat akşam yemeği sadece çorba. Gurme sevgilim bana buğday çorbası yaptı ve gayet güzel doydum. Sabahleyin sadece ballı süt. Ondan sonra saat 11:30'a kadar sadece su. Çünkü midenin bütün yemek artıklarından arınmış olması gerek.

Heyecanlandığımı gizleyemem. Dedim ya; 150cm'lik bir hortum...

Saat 17:00'de beni yukarı kata çağırdılar. Endoskopi makinası büyük bir cihaz. Görebildiğim kadarıyla bir bilgisayar, bir kompresör ve bir de kamera sistemi var.

Yatağa sol tarafınızdan yatıyorsunuz. Ağzınıza bir aparat yerleştiriyorlar. Hortum o aparattaki delikten giriyor. Öncesinde gırtlaığınızı bir sprey ile uyuşturuyorlar. Bu sprey ilk 30 saniye sizi nefessiz bırakıyormuş gibi aldatıyor. Oysaki gayet güzel nefes alıyorsunuz. Aldanmayın...

İlk giriş o kadar zor ki... Yutağın tam tersi bir hareket yaptıkları için ilk giriş çok zor. Kusmak isteyip kusamıyorsunuz. 10 saniye sonra her şey normale dönüyor. Sonra içinize hava basıyorlar. Mide şişiyor ve rahat görüyorlar. Ama o şişkinlik büyük bir acı veriyor. Balon gibi oluyorsunuz. Bir dakika geçmeden öylesine büyük bir şekilde geğiriyorsunuz ki, kilo verdiğinizi zannediyorsunuz. Ve her şey seyrinde gidiyor.

Biyopsi için parça alındığında da, hortuma bisiklet fireni teline benzeyen bir aparatla girip parça alıyorlar. Anlamıyorsunuz bile.

Endoskopi esnasında en önemli şey ağızdan nefes almak. Ağzınızdan nefes aldığınız sürece her şey yolunda gidiyor.

Endoskopi önemli hastalıkları başlamadan bitirme yolundaki en büyük adım. Eğer endoskopiden yana bir korkunuz varsa bunu deneyim etmiş birisi olarak söyleyebilirim ki; endoskopi gerçekten mükemmel bir şey. Hayatız boyunca mide hastalığı çekmektense bir keres endoskopiye girin ve doğru ilaç tedavisine başlayarak hayatınızı mutlu devam ettirin.

Endoskopi 5 dakikadan az sürüyor. Ve ileriki 40 yılınızı rahat geçirmenizi sağlıyor.

13 Kasım 2007

PC Her zaman taklit eder... Mac asla...


Grafik Çalışma: Fırat Yeşilçay

03 Kasım 2007

Gastrit Oldum...

Uzun boyumu ve kilolu olmayışımı hep bir avantaj saydım ben. Sürekli yedim. Ne bulduysam yedim. Özellikle yediğim çikolatalar dünyanın etrafını 38 kez döner. Son iki senedir Nutella bağımlılığım dillere destandı. Koca kavanozu iki günde bitirirdim. Üstüne en büyük boy Toblerone'u cila atardım. Son altı aydır, işe giderken durağımızda bulunan seyyar kahvaltıcıdan her gün şokellalı, fındık ezmeli, kaymaklı, peynirli, salamlı ve kaşarlı ekmek yaptırırdım.

Peki ya o dürümler? Şirinevler'deki Can Çekti 79 adlı meşür dürümcüden yediğim dürümlerdeki etleri tekrardan bir araya getirsek 50 sığır ve 256 tavuk bir araya gelir. Üstüme hücum ederler.

Ve sonra bir gün...

Katastorf'un provasından çıktım. Göğsümün sol alt köşesine bir ağrı saplandı. Midem bulanmaya başladı. Çarpıntı başladı. Otobüste uyumaya çalıştım ama nafile. Tam uykuya dalacakken birisi mideme yumruk atıp uyandırıyordu. Kronik faranjit başladı.

Doktorlar sürekli "sinirsel" dedi. Benim bir yıl boyunca midemden problemim olduğu aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ta ki internette "sırt ağrısı" aratana kadar.

Birden bir sene boyunca çektiğim şikayetler önüme döküldü ve tekbir başlık altında toplandı: MİDE.

Geceleri midem kasılıyor, iman tahtama (Göğsün tam orta kemiği) bıçaklar sağlanıyor, sırtım ağrıyor, midem kalbimi sıkıştırdığı için kalbim gümbür gümbür çarpıyor. Özellikle son üç gündür şikayetlerim hat safhadaydı. Aynı derdi çeken, İrem Bağı'ndan arkadaşım Fatih Sıcakyüz'den hastalık hakkında bilgi alırken bana karbonat ve ballı süt önerdi.

Karbonat iğrenç bir şey. Ama üstüne ballı sütü içmek ödül gibi.

Dün gece deliksiz uyudum kuşum...